Uluslararası öğrenci aktivizmi yükseköğretimde demokratik kültürü güçlendiriyor
25 Mart 2025’te, Tufts Üniversitesi’nde doktora yapan Türk vatandaşı Rümeysa Öztürk, Boston’da sivil giyimli federal ajanlar tarafından gözaltına alındı. Bu olayın görüntüleri sosyal medyada hızla yayıldı ve ABD’de uluslararası öğrencilere yönelik baskının sembolü haline geldi.
Mart ayından bu yana birçok uluslararası öğrencinin vizeleri iptal edildi ya da yasal statüleri sonlandırıldı. Gerekçe olarak siyasi protestolara katılmak ya da trafik cezası gibi küçük ihlaller gösterildi. Bu uygulamalar, Trump yönetiminin üniversitelerdeki muhalif sesleri bastırmaya yönelik politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Öztürk’ün vizesi, bir yıl önce kampüs gazetesinde yayımlanan, Filistin’de soykırım iddialarının tanınması ve İsrail’le bağlantılı şirketlerden yatırım çekilmesi çağrısı yapan bir yazıya imza attığı gerekçesiyle iptal edildi. Nisan ayında açılan yaklaşık 100 federal dava sonucunda bazı vizeler geri verildi ancak öğrencilere yönelik baskılar sürüyor.
Uluslararası öğrenci aktivizmi, sadece günümüzde değil, tarihte de demokratik mücadelelerin önemli bir parçası oldu. 1989’daki Tiananmen protestoları, 2019’da Kanada’daki harç eylemleri ve 1960’lardaki Filistin dayanışması gibi örnekler, farklı coğrafyalardaki dayanışma pratiklerini ortaya koyuyor.
Bu mücadeleler zamanla değişse de temel talepler benzerliğini koruyor: akademik özgürlük, ifade özgürlüğü ve eşitlik. Ancak özellikle Trump dönemiyle birlikte, öğrenciler daha az görünür ama etkili yöntemlerle “arka planda” siyasi örgütlenmeyi tercih etmeye başladı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, “Size diploma almak için vize verdik, kampüsleri karıştırmak için değil” sözleri, eğitimin sadece diplomaya indirgenmesini yansıtıyor. Oysa eğitim aynı zamanda eleştirel düşünme ve toplumsal katılımın geliştiği bir süreç olarak görülüyor.
Uluslararası öğrenciler, akademik sınırları aşarak toplumsal eşitliği savunuyor ve demokrasinin küresel değerlerini yeniden hatırlatıyor. Bu süreç, eğitim kurumlarını yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda toplumsal dönüşüm yaratan alanlara dönüştürüyor.